Günümüzde
ateizm ve deizm oranının arttığı su götürmez bir gerçek. Dinlere inanmamak
ve ardından tanrı kavramını reddetmek sırasıyla teizm-deizm-ateizm geçişine
neden oluyor. Deizm, bazı kesimlerce ara sınıf olarak görülüyor; diğerleri ise deizm’in
sadece geçiş aşaması olabileceğini, aradaki kalıcı sınıfın ancak agnostizm
(tanrıdan yana şüphecilik) olabileceğini söylüyor. Şahsi fikrim her iki görüşün
de hem ateizm-teizm geçişinde basamak olduğu, hem de kalıcı sınıflar
olabildiğidir.
Tanrıtanımazlık,
insanoğlu dünyayı ve evreni sorgulamaya başladığı müddetçe hep var oldu. Eski zamanlarda
daha çok filozof ve bilim insanlarında rastladık ateizm olgusuna. (Burada bir
parantez açmak istiyorum çünkü yazıyı çok kanaldan ilerletemeyeceğim için
genelde konu ateizm – deizm veya ateizm/deizm – teizm şeklinde ilerleyecek) Günümüzde
bilgiye erişimin artması, teknolojik gelişmeler ve hemen her olaya bilimsel
açıklama getirilebilecek bilgi düzeyi, ateizmin avam tabakada da
yaygınlaşmasının başlıca nedenidir. Çünkü açıklanamayan her olayın tanrıya
bağlanması, günümüze gelene değin tanrı inancını güçlü tutan belki de en önemli
faktör idi. Şimdi ise insanlar tanrıya inanmak için bir sebep bulamıyorlar
çünkü bilim ve teknolojinin tüm sorularına ve ihtiyaçlarına cevap verdiğini
düşünüyorlar. Tüm bu gelişmeler elbette teist insanlar arasında da aslında
tanrı ve din sorgulamalarını güçlendirdi. Pek çok teist’in aslında agnostik gibi
düşünüp yargılamalar yaptığına eminim.
Bu
noktada yapılması gereken temel ayrım ise tanrıya ve dine olan inancın ayrı
kefelere konulması; bunlarda mantık ve gönül verme ağırlıklarının ayrı
değerlendirilmesidir. Kısaca şunu demek istiyorum, tanrının var olup olmadığı
daha çok mantıksal eksende yer alan bir tartışma. Dine inanç ise mantıksal yönü
daha zayıf olup bir gönül verme işi gibidir. Neden din kavramını mantıksal
olarak fazla tartışamıyoruz peki? Çünkü günümüzdeki yaygın dini inançların
peygamberlerinin aslında yaşayıp yaşamadıklarına dair kesin kanıtlarımız yok.
Ya da şöyle söyleyeyim, aslında yaşadıklarını hepimiz biliyoruz ama
peygamberliklerini aynı çağda yaşadıkları insanlara kâh mucizelerle, kâh gönül
çelmelerle yaydıkları için varlıklarına ve peygamber olduklarına dair bilimsel
kanıtlarımız bulunmamakta. Hemen ardından dini kavramlara gelirsek, bunlarda da
mantık örgüsünün fazla aranmaması gerektiği ve gönül vermek gerekliliği ortaya
çıkabilir. Burada olayı ele alma biçimim yüzünden dinlerin mantıksız olduğunu
söylediğimi sakın kimse düşünmesin, ben sadece tamamen mantık örgüsünde ele
alınamayacaklarını söylüyorum. Şahsi düşüncem, dinlerin ilk şekliyle son derece insancıl ve mantıklı olduğu fakat zamanla insani
yorumlarla vahşileşip mantık dışına çıkabildiğidir. Kutsal kitap metinlerinin
dahi yorumlara açık olması insan doğasındaki zaaflarla birleşince bu konuda
tek noktada uzlaşmayı engellemektedir. Sözün özü din, düşünebilen her birey
için farklı tanım ve kurallar derlemesi demektir.
Tanrının
var olup olmadığını ise daha çok mantık ekseninde tartışabileceğimizi
düşünüyorum. Çünkü tanrının varlığının sorgulanması demek, aslında basit
anlamda maddenin varlığını tartışmak demektir. Deizm, maddenin yok iken tanrı
tarafından var edildiğini; zaman denilen kavramın maddenin yaratılmasıyla
ortaya çıktığını iddia eder ve “tanrıyı kim yarattı o zaman”, “birden fazla
tanrı neden yok”, “kendi evrenimizden mi bahsediyoruz yoksa diğer evrenler bu
bahse dâhil mi”, “madem tanrı her istediğini yaratabiliyor, kendisinden büyük
taş yaratsın o zaman” gibi bu aşamaya gelebilmiş insanlar için saçma olabilen
soruları es geçerek tüm evren üzerinde mutlak hâkimiyet sahibi üstün bir güce inanır. Bu noktada deist, tanrının evrene sürekli/ara sıra müdahale ettiği veya evreni
yaratıp sonradan hiç müdahale etmediği şeklinde ayrımlar yapabilir, bunlardan
birisine inanabilir,;bunlar konunun dışındadır. Bir agnostik gibi tanrıyı
sorgulamış, ondan yana şüpheye düşmüş olabilir (olmalıdır da) ama bu aşamaları
tamamen arkada bırakmıştır. Tanrının evrenden (bizim bakış açımızla zaman ve
mekandan) bağımsız olduğunu düşünebilir veya bunu düşünmemiş/reddetmiş
olabilir. Yukarıda yer alan tarzda soruları kendince cevaplamıştır ama her
deist için söz konusu cevaplar aynı olmak zorunda değildir.
Agnostizm için
ateizme yakın agnostizm ve deizme yakın agnostizm diye ayrımlar yapılsa da bana
göre bu aslında tamamen şüphecilik üzerine kurulu olan agnostizm için yanlış
bir sınıflandırmadır. Her ateistin aslında agnostik olduğu düşüncesi ateizme
saygısızlıktır; onun tanrıya öyle ya da böyle inandığı kanısına dayanır. Her
agnostiğin aslında ateist olduğu ise tipik bir teist söylemidir, mantıksal
çıkarımlara değil dini yorumlara dayanır. Agnostizmi tartışmak havanda su
dövmeye benzer. Kendi içerisinde bile anlaşamayan agnostikler için burada çok
fazla temel kavramlar verebilmek, onları sınıflandırabilmek mümkün değildir.
Teizm, deizm’in
üzerine ilave olarak dini bir inancı içerir. Ateizm – deizm eksenindeki
tanrısal tartışmaların teizm’in içeriğinde yer alması gereksiz olacaktır. Teizm
hakkında konuşurken işin din boyutunu ele almak gerekir.
Teist, daha
önce de belirttiğim gibi hem mantıksal hem de gönül olarak bir din inancına
bağlıdır. Teist, dininin mantıksal yanını; dinin ortaya koyduğu emirlerin insan
doğasına ve toplum düzenine faydalı değişimler getirdiğini ileri sürerek
ispatlamaya çalışır. Mantıksal çıkarımlara dayanmayan gönül bağını ispatlamak
zorunda değildir ama bu gönül bağının varlığını inkâr ediyor (farkında olmadan genelde
eder de zaten) olabilir.
Tanrıya inanıp
inanmamak ağırlıklı olarak mantık, dine inanıp inanmamak ise daha çok gönül
işidir. Bu tartışmanın düşünebilen insan sayısınca farklı çıkarımları ve farklı
sonuçları olması kadar doğal bir durum yoktur. Ateizm – deizm – teizm tartışmalarında
saygı aranmamalıdır, kavramların sorgulanması ve bazılarının reddedilmesi doğal
olarak karşıt görüşe saygısızlığı beraberinde getirmektedir. Fakat bu
tartışmaların gönül bağıyla alakalı olan kısmı genelde karşıt görüşlere
hakareti beraberinde getirmektedir ki tartışmanın korkunç ve tatsız yönüne
genelde bu hakaretler neden olur. Teistlerde gönül bağı zaten mevcuttur fakat bunun
ateistlerde de olduğu genelde göz ardı edildiğinden onların dini inançlara hakaret
eden söylemleri anlaşılamayabilir. Tartışmanın hakaret boyutu mantık içermediğinden daha fazla konuşmaya gerek duymuyorum.
Alt küme
olarak gördüğüm daha pek çok kavramı burada yazmadım. Onlardan bahsetmek
konunun temeline katkı sağlamayacaktır. İşin aslı, insanoğlu var olduğu sürece
ateizm – deizm – teizm eksenindeki tartışma sürecektir. 20.07.2014