20 Temmuz 2014 Pazar

ATEİZM – DEİZM – TEİZM - 20.07.2014


                Günümüzde ateizm ve deizm oranının arttığı su götürmez bir gerçek. Dinlere inanmamak ve ardından tanrı kavramını reddetmek sırasıyla teizm-deizm-ateizm geçişine neden oluyor. Deizm, bazı kesimlerce ara sınıf olarak görülüyor; diğerleri ise deizm’in sadece geçiş aşaması olabileceğini, aradaki kalıcı sınıfın ancak agnostizm (tanrıdan yana şüphecilik) olabileceğini söylüyor. Şahsi fikrim her iki görüşün de hem ateizm-teizm geçişinde basamak olduğu, hem de kalıcı sınıflar olabildiğidir.
                Tanrıtanımazlık, insanoğlu dünyayı ve evreni sorgulamaya başladığı müddetçe hep var oldu. Eski zamanlarda daha çok filozof ve bilim insanlarında rastladık ateizm olgusuna. (Burada bir parantez açmak istiyorum çünkü yazıyı çok kanaldan ilerletemeyeceğim için genelde konu ateizm – deizm veya ateizm/deizm – teizm şeklinde ilerleyecek) Günümüzde bilgiye erişimin artması, teknolojik gelişmeler ve hemen her olaya bilimsel açıklama getirilebilecek bilgi düzeyi, ateizmin avam tabakada da yaygınlaşmasının başlıca nedenidir. Çünkü açıklanamayan her olayın tanrıya bağlanması, günümüze gelene değin tanrı inancını güçlü tutan belki de en önemli faktör idi. Şimdi ise insanlar tanrıya inanmak için bir sebep bulamıyorlar çünkü bilim ve teknolojinin tüm sorularına ve ihtiyaçlarına cevap verdiğini düşünüyorlar. Tüm bu gelişmeler elbette teist insanlar arasında da aslında tanrı ve din sorgulamalarını güçlendirdi. Pek çok teist’in aslında agnostik gibi düşünüp yargılamalar yaptığına eminim.
                Bu noktada yapılması gereken temel ayrım ise tanrıya ve dine olan inancın ayrı kefelere konulması; bunlarda mantık ve gönül verme ağırlıklarının ayrı değerlendirilmesidir. Kısaca şunu demek istiyorum, tanrının var olup olmadığı daha çok mantıksal eksende yer alan bir tartışma. Dine inanç ise mantıksal yönü daha zayıf olup bir gönül verme işi gibidir. Neden din kavramını mantıksal olarak fazla tartışamıyoruz peki? Çünkü günümüzdeki yaygın dini inançların peygamberlerinin aslında yaşayıp yaşamadıklarına dair kesin kanıtlarımız yok. Ya da şöyle söyleyeyim, aslında yaşadıklarını hepimiz biliyoruz ama peygamberliklerini aynı çağda yaşadıkları insanlara kâh mucizelerle, kâh gönül çelmelerle yaydıkları için varlıklarına ve peygamber olduklarına dair bilimsel kanıtlarımız bulunmamakta. Hemen ardından dini kavramlara gelirsek, bunlarda da mantık örgüsünün fazla aranmaması gerektiği ve gönül vermek gerekliliği ortaya çıkabilir. Burada olayı ele alma biçimim yüzünden dinlerin mantıksız olduğunu söylediğimi sakın kimse düşünmesin, ben sadece tamamen mantık örgüsünde ele alınamayacaklarını söylüyorum. Şahsi düşüncem, dinlerin ilk şekliyle son derece insancıl ve mantıklı olduğu fakat zamanla insani yorumlarla vahşileşip mantık dışına çıkabildiğidir. Kutsal kitap metinlerinin dahi yorumlara açık olması insan doğasındaki zaaflarla birleşince bu konuda tek noktada uzlaşmayı engellemektedir. Sözün özü din, düşünebilen her birey için farklı tanım ve kurallar derlemesi demektir.
                Tanrının var olup olmadığını ise daha çok mantık ekseninde tartışabileceğimizi düşünüyorum. Çünkü tanrının varlığının sorgulanması demek, aslında basit anlamda maddenin varlığını tartışmak demektir. Deizm, maddenin yok iken tanrı tarafından var edildiğini; zaman denilen kavramın maddenin yaratılmasıyla ortaya çıktığını iddia eder ve “tanrıyı kim yarattı o zaman”, “birden fazla tanrı neden yok”, “kendi evrenimizden mi bahsediyoruz yoksa diğer evrenler bu bahse dâhil mi”, “madem tanrı her istediğini yaratabiliyor, kendisinden büyük taş yaratsın o zaman” gibi bu aşamaya gelebilmiş insanlar için saçma olabilen soruları es geçerek tüm evren üzerinde mutlak hâkimiyet sahibi üstün bir güce inanır. Bu noktada deist, tanrının evrene sürekli/ara sıra müdahale ettiği veya evreni yaratıp sonradan hiç müdahale etmediği şeklinde ayrımlar yapabilir, bunlardan birisine inanabilir,;bunlar konunun dışındadır. Bir agnostik gibi tanrıyı sorgulamış, ondan yana şüpheye düşmüş olabilir (olmalıdır da) ama bu aşamaları tamamen arkada bırakmıştır. Tanrının evrenden (bizim bakış açımızla zaman ve mekandan) bağımsız olduğunu düşünebilir veya bunu düşünmemiş/reddetmiş olabilir. Yukarıda yer alan tarzda soruları kendince cevaplamıştır ama her deist için söz konusu cevaplar aynı olmak zorunda değildir.
Agnostizm için ateizme yakın agnostizm ve deizme yakın agnostizm diye ayrımlar yapılsa da bana göre bu aslında tamamen şüphecilik üzerine kurulu olan agnostizm için yanlış bir sınıflandırmadır. Her ateistin aslında agnostik olduğu düşüncesi ateizme saygısızlıktır; onun tanrıya öyle ya da böyle inandığı kanısına dayanır. Her agnostiğin aslında ateist olduğu ise tipik bir teist söylemidir, mantıksal çıkarımlara değil dini yorumlara dayanır. Agnostizmi tartışmak havanda su dövmeye benzer. Kendi içerisinde bile anlaşamayan agnostikler için burada çok fazla temel kavramlar verebilmek, onları sınıflandırabilmek mümkün değildir.
Teizm, deizm’in üzerine ilave olarak dini bir inancı içerir. Ateizm – deizm eksenindeki tanrısal tartışmaların teizm’in içeriğinde yer alması gereksiz olacaktır. Teizm hakkında konuşurken işin din boyutunu ele almak gerekir.
Teist, daha önce de belirttiğim gibi hem mantıksal hem de gönül olarak bir din inancına bağlıdır. Teist, dininin mantıksal yanını; dinin ortaya koyduğu emirlerin insan doğasına ve toplum düzenine faydalı değişimler getirdiğini ileri sürerek ispatlamaya çalışır. Mantıksal çıkarımlara dayanmayan gönül bağını ispatlamak zorunda değildir ama bu gönül bağının varlığını inkâr ediyor (farkında olmadan genelde eder de zaten) olabilir.
Tanrıya inanıp inanmamak ağırlıklı olarak mantık, dine inanıp inanmamak ise daha çok gönül işidir. Bu tartışmanın düşünebilen insan sayısınca farklı çıkarımları ve farklı sonuçları olması kadar doğal bir durum yoktur. Ateizm – deizm – teizm tartışmalarında saygı aranmamalıdır, kavramların sorgulanması ve bazılarının reddedilmesi doğal olarak karşıt görüşe saygısızlığı beraberinde getirmektedir. Fakat bu tartışmaların gönül bağıyla alakalı olan kısmı genelde karşıt görüşlere hakareti beraberinde getirmektedir ki tartışmanın korkunç ve tatsız yönüne genelde bu hakaretler neden olur. Teistlerde gönül bağı zaten mevcuttur fakat bunun ateistlerde de olduğu genelde göz ardı edildiğinden onların dini inançlara hakaret eden söylemleri anlaşılamayabilir. Tartışmanın hakaret boyutu mantık içermediğinden daha fazla konuşmaya gerek duymuyorum.
Alt küme olarak gördüğüm daha pek çok kavramı burada yazmadım. Onlardan bahsetmek konunun temeline katkı sağlamayacaktır. İşin aslı, insanoğlu var olduğu sürece ateizm – deizm – teizm eksenindeki tartışma sürecektir. 20.07.2014

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder